| |||||||||||
| Anasayfa | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | |||||||||||
Arama |
Aile içi Şiddete Son KampanyasıAile içi şiddet bir kişinin eşine, çocuklarına, anne babasına, kardeşlerine ve/veya yakın akrabalarına yönelik uyguladığı her türlü saldırgan davranıştır. Bu tanıma sadece kaba kuvvet içeren davranışlar değil aşağılamak, tehdit etmek, ekonomik özgürlüğünü kısıtlamak ve zorla evlendirmek gibi şiddet gören kişinin kendisine olan saygısını, kendisine ve çevresine olan güvenini azaltan, korku duymasına sebep olan pek çok davranış
Şiddetin tanımı Yanlış İnanış: "Aile içi şiddet sadece fiziksel olduğu zaman zararlıdır." Gerçek: Pek çok kişi şiddeti sadece dayak veya vurma olarak algılar. Oysa şiddetin pek çok türü vardır. Kişinin karısını/kocasını aşağılaması, karısına/kocasına ve çocuklarına küfretmesi, onu eve kilitlemesi, cinsel olarak zorlaması da şiddet olarak tanımlanır. Fiziksel Şiddet: İtmek, tokat atmak, tekmelemek, tükürmek, yumruklamak, kol kıvırmak, kol - bacak kırmak, saçından sürüklemek, (su, yemek, uyku, tuvalete gitmek gibi) temel ihtiyaçlarını esirgemek, gerektiği halde tıbbi tedavi almasını engellemek, silahla yaralamak, öldürmek gibi. Sözlü Şiddet: Sürekli eleştirmek, aşağılamak, küfür etmek, tehdit etmek, kararlara katılımını engellemek, sürekli sorguya çekmek, sık sık bağırmak, aşağılayıcı isim takmak, sık sık alay etmek, dini veya etnik kimliğine yönelik hakaret etmek, görüşlerini ve çalışmalarını küçümsemek gibi. Toplumsal İlişkileri Sınırlayıcı Şiddet: Ailesi, arkadaşları / komşuları ile görüşmesini yasaklamak, evden dışarı çıkmasını yasaklamak, gittiği her yere takip etmek, başkalarının önünde aşağılamak ve alay etmek, başkalarının önünde sık sık sözünü kesmek , özel yaşam ve mahremiyet hakkı tanımamak, zorla evlendirmek, namus ve töre nedeni ile baskı uygulamak gibi. Cinsel Şiddet : İstemediği cinsel ilişkiye zorlamak, tecavüz, başka kişilerle cinsel ilişkiye zorlamak, cinsel olarak kişiyi korkutan ve kıran davranışlarda bulunmak, sürekli kadınlığını / erkekliğini aşağılamak, telefonla / mektupla veya sözlü olarak sürekli cinsel içerikli tacizlerde bulunmak, cinsel organlara zarar vermek, namus ve töre nedeni ile baskı uygulamak ve öldürmek gibi. Ekonomik Şiddet: Parasını almak ve geri vermemek, zorla istemediği bir işte çalıştırmak, istediği halde çalıştırmamak / işe yollamamak veya zorla çalıştırmak, eline hiç para vermemek gibi. _______________________________________________ Gerçek: Dünya üzerinde her ırk ve ülkeden dört aileden birinde aile içi şiddet görülür. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumunun yaptırdığı bir araştırma sonucuna göre ülkemizde ailelerin %34'ünde fiziksel şiddet, %53'ünde sözlü şiddet uygulanmakta ve ev içi şiddet yoğun olarak yaşanmaktadır.
Dünya'da aile içi şiddet: Türkiye'de aile içi şiddet: % 53'ünde rastlanmaktadır. Çocuklara yönelik fiziksel şiddete rastlanma oranı da % 46'dır. Ailelerde cinsel şiddet ve tacize rastlanma oranı % 9'dur. Şiddete maruz kalanların % 80'i yapacak fazla bir şey olmadığına inanmaktadırlar. Bu durum çaresizliğin kabulü anlamına gelmekte ve şiddete maruz kalanın pasif tutumuna yol açmaktadır. (T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, 1995) ___________________________________________ Kadınlara yönelik şiddet Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi kadınlara yönelik şiddeti; "ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel veya psikolojik acı veya ıstırap veren veya verebilecek olan cinsiyete dayanan bir eylem veya bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakma" (1. madde) şeklinde tanımlamaktadır. Bu tanımın son yorumlamalarına "kurbanı ekonomik ihtiyaçlardan yoksun bırakmak" da dahil edilmiştir. Erkeğe yönelik şiddet genellikle evin dışından gelirken, kadınlar daha çok aile bireylerinin ya da eşlerinin uyguladığı şiddete maruz kalırlar. Yani kadınlar çoğunlukla kendilerini istismar edenlere duygusal ve ekonomik olarak bağımlıdırlar. Türkiye'de aile üyelerinin kadınlara uyguladığı şiddet, hakaret ve kadınları ekonomik ihtiyaçlarından yoksun bırakmaktan dayağa, cinsel şiddetten cinayete geniş bir yelpazededir. Türkiye'de kadına yönelik şiddetin en uç noktada yaşandığı boyut "namus cinayetleri"dir. Türk Ceza Kanunu'nda yapılan son değişikliklerle namus cinayetleri "nitelikli adam öldürme" kapsamına alındı ve müebbet hapis cezası uygulaması getirildi. Kadının eğitim haklarının kısıtlanması da kadına yönelik bir istismar türüdür. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu UNICEF'in 2004 bulgularına göre Türkiye'de 640.000 kız çocuğu zorunlu eğitim görmemektedir. 15 yaş ve üstü nüfustan kadınların yüzde 75'i ve erkeklerin yüzde 93'ü okuma yazma bilmektedir. Çocuklara yönelik şiddet Çocuğa yönelik şiddet için yaygın olarak kullanılan terim çocuk istismarıdır ve çocuğun ailesi ya da ondan sorumlu diğer kişiler tarafında çocuğa karşı uygulanan fiziksel veya psikolojik nitelikli kötü davranışların tümünü kapsar. Çocuğu dövme, tekmeleme, ısırma, aç bırakma, bir odaya kilitleme, yakıcı nesnelerle dağlama, cinsel saldırı, duygusal olarak aşağılama çocuk istismarı kapsamına girer. Daha gizli yaşanan ve çocuğun sağlığına, beslenmesine, giyimine, eğitimine ve sosyalleşmesine gereken dikkat ve özenin gösterilmediği anne baba davranışları ise çocuk ihmali olarak nitelenir. Dünyada çocuk istismarının görülme sıklığını belirten kapsamlı bilimsel veriler yoktur. Bunun bir nedeni de hemen bütün zamanlarda ve tüm toplumlarda çocuğa yönelik fiziksel şiddetin "terbiye etme" gerekçesi ile onaylanmış olmasıdır. İstismar ve disiplin arasındaki ince sınır toplumdan topluma değişir. Türkiye'nin de 1994 yılında imzaladığı Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'ne göre, çocukların, şiddetten arındırılmış güvenli evlerde yaşama hakkı, kendilerine adil ve saygılı bir şekilde davranılması hakkı, kendilerini sevgi ile bakıp büyüten kişilerle büyüme hakkı, eğitim görme hakkı, evde ve okulda güvende olma hakkı, tehlike ve istismardan korunma hakkı bulunmaktadır. Bununla birlikte T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu'nun 1995 verilerine göre ülkemizde özellikle 4 yaşından itibaren çocukların fazla miktarda dayak yedikleri ve bunun sonucunda hem bedensel hem de ruhsal sorunlar yaşadıkları görülmüştür. Başka bir araştırmaya göre çocukların uğradıkları fiziksel şiddetin %69'unun faili çocukla aynı evde yaşayan diğer aile bireyleri, özellikle de anne babalardır. Çocukların fiziksel istismarı sonucunda meydana gelen ölümler, 1 - 4 yaşlar arasında oluşan çocuk ölümlerinin % 3'ünü oluşturmaktadır. Ancak Türkiye'de de çocuk istismarı çoğunlukla gizli kalır; kayıtlara geçen ya da mahkemelere yansıyan şiddet olayları da çok azdır. Çocuk istismarı, sonraki nesillerde dahi kalıcı izler bırakabilecek önemli bir sosyal sorun olmaya devam ediyor. Ayrıca, kendilerine doğrudan şiddet uygulanmasa bile evde şiddete tanık olan çocuklar da önemli risk altındadır. Erkeklere yönelik şiddet Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu tarafından 1998 yılında Türkiye genelinde yapılan araştırmada erkeklerin % 2,1'inin sık sık, % 1,2'sinin ara sıra eşleri tarafından dövüldüklerini söylemeleri ilginçtir. Yine Türkiye genelinde kentsel ve kırsal olmak üzere toplam 271 yerleşim biriminde 5385 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada erkeklerin kadınlara oranla eşlerinin sözlü şiddetine daha çok maruz kaldıkları saptandı. Araştırmanın bulgularına göre erkeklerin % 69'u, kadınların ise % 73,2'si eşlerine değişik sıklıklarda hakaret, küfür, alaya alma, aşağılama gibi kaba söz veya ifadelerle sözlü şiddet uygulamaktadır. Aile içi şiddetle ilgili araştırmalar erkeğin ilişkide kontrolü uzun süreli olarak elinde tutmak için şiddet uygularken, kadının anlık çatışmaları kontrol altına almak için şiddete başvurduğunu göstermektedir. Bu nedenle erkeğin uyguladığı şiddetin yarattığı korku daha uzun süreli olmaktadır. Araştırmaların büyük bir bölümü özellikle fiziksel şiddet uygulayan kadının kendisinin de fiziksel şiddete maruz kaldığını ve kadının şiddete şiddetten korunmak için başvurduğuna işaret etmektedir. Yaşlılara yönelik şiddet Aile içi şiddete maruz kalma riski taşıyan diğer bir grup da yaşlılardır. Yaşlılar da diğer aile bireyleri gibi çeşitli boyutlarda şiddet görebiliyor: Ekonomik şiddet: Yaşlıya ait paranın gasp edilmesi ve onun izni olmadan diğer aile bireyleri tarafından kullanılması veya yaşlıya ait malvarlıklarının onun rızası olmadan elinden alınması ve kullanılması gibi, Duygusal / sözlü / sosyal şiddet: Yaşlının sözle küçük düşürülmesi, haklarının yok sayılması, çeşitli olanaklardan yoksun bırakılması gibi, Fiziksel şiddet: Yaşlının dövülmesi, cinsel taciz veya tecavüze uğraması, aç bırakılması gibi. Yaşlılara yönelik en sık olarak uygulanan şiddet biçimi ise yaşlının ihmal edilmesidir. Bu, yaşamak için başkalarının bakım ve yardımına ihtiyacı olan bir insanın bu yardımı alamaması ve kendi başına ve yapayalnız bırakılması anlamına gelir. Yaşlılara yönelik şiddetin yaygınlığı hakkında güvenilir bilgiler bulunmasa da zihinsel olarak kötü durumda olan yaşlıların daha sık olarak şiddete maruz kaldığını biliyoruz. Şiddet kurbanı olan yaşlıların tipik özelliği sağlıklarının kötü oluşu ve yaşamak için başkalarına muhtaç olmalarıdır. Şiddeti uygulayan kişi ise genellikle yıllardan beri ona bakan bir akrabasıdır. Yaşlılara yönelik şiddeti arttıran nedenler arasında şiddeti uygulayan kişilerin ekonomik yetersizliği, toplumsal desteğin olmaması, yaşlının saldırgan yapısı ve zedeleyici davranışları, yorgunluk, çaresizlik ve tıkanmışlık hissi sayılabilir. ________________________________________________ Gerçek: Şiddet, eğitimli ve ekonomik geliri yüksek ailelerde de görülür. Aile içinde şiddet uygulayanlara da şiddet mağdurlarına da toplumun her kesiminde rastlanabilmektedir. Bununla birlikte, eğitimli ve yüksek ekonomik düzeydeki ailelerde şiddetin varlığını saklama eğiliminin daha yüksek olduğu görülmüştür. Aile Araştırma Kurumu'nun 1993'te 2479 kadınla yaptığı araştırmada sözlü şiddet sıklığı kentsel bölgede % 62, kırsal alanda ise % 49 olarak saptandı. Ülkemizde yapılan bir diğer araştırmada ise bir grup orta ve üst sınıf kadının % 63,5'inin cinsel tacizin bir türüne maruz kaldığı görüldü. 2004 yılında tesadüfen seçilmiş dört ilden (Sivas, Adıyaman, Denizli, Kırklareli) 695 kadın ile görüşülerek yapılan bir araştırmada eşi okur-yazar olmayan kadınların yüksek oranda aile içi şiddete uğramasının yanı sıra, kocanın orta okul ve lise ile yüksek okul ve üniversite mezunu olduğu ailelerde de yüksek oranda şiddet olduğu görüldü. Araştırmada eğitim düzeyi yükseldikçe şiddetin azaldığı varsayımı doğrulanmakla birlikte, eğitim düzeyi yüksek olanlarda görülen şiddetin de % 79,5 ( orta-lise) ve %77,3 ( yüksek okul- üniversite) gibi yüksek oranlarda çıkması şaşırtıcıydı. Aynı araştırmada ailenin aylık gelir düzeyi yükseldikçe kadına yönelik şiddette azalma görüldüğü de tespit edilmişti. Türkiye genelinde 271 yerleşim biriminde 5385 kişi ile yapılan bir araştırmada, kadına yönelik fiziksel şiddetle ilgili tutumlar incelendiğinde hem kadın hem erkeklerde "bir erkek gerektiğinde karısını dövebilir" diyenlerin oranının eğitim düzeyi yükseldikçe belirgin bir şekilde azaldığı saptandı. Öte yanda bu araştırmada da üniversite düzeyinde eğitim aşamasına sahip kadınlar içerisinde eşinin fiziksel şiddetine "bazen" sıklığında maruz kalanların oranının, liseli olup da eşinin fiziksel şiddetine maruz kalanların oranından yüksek olduğu görüldü. Sizin hikayeniz: 25 yıl boyunca eşini döven rektörü yazar Duygu Asena'nın Milliyet'te 2000 yılının Nisan ayında çıkan yazılarından öğrendik. "O bir çalışan kadın... Eşi ise toplumun içinde saygın yeri olan, medyadan izlediğimiz bir erkek... O bir eğitim görevlisi. Fazla söze gerek yok. O kadının mektubundan bazı parçalar aktarmak istiyorum yalnızca... 'Acaba onurumdan mı sustum, yoksa onursuzluğumdan mı hala karar veremiyorum? Evliliğimin ikinci ayından itibaren başlayan dayak ve sözlü şiddet 25 yıl devam etti. İlk doğumumu bir dayak sonrasında yaptım, hamileliklerimde yediğim dayakların haddi hesabı yok. Neden bırakmadım? Üstelik çalışıyordum da. Beni ayrıldığımda çocuklarımı göstermemekle tehdit ediyordu, babam yoktu, annemin evi ve geliri yoktu, üstelik geleneksel bir anlayış içinde, ayrılırsam başıma kötü şeyler gelebileceği anlayışıyla büyütülmüştüm. En önemlisi kendime güvenim yoktu. Dayak yemek için neden çoktu, bir pijama düğmesinin çapraz dikilmemesi bile şiddeti doğuruyordu, çünkü doğrular onun doğrularıydı. Zamanla şeker hastası oldum, hipertansiyon başladı, iki kez baş bölgemden oldukça önemli operasyon geçirdim. Ameliyatlıyken de dayak yedim... Eşim bir üniversite eğitim görevlisi olarak en üst düzeye gelmişti, hiç böyle bir koca bırakılır mıydı? Yasalar ayrıldığım zaman eşimin bana nafaka ya da tazminat vermesini elimde bir mesleğim olduğu için gerekli görmüyor. Sonuç olarak yıllarca yaptığım fedakarlıklar sonucu en üst düzeyde yaşama kavuşturduğuma inandığım eşim neredeyse benden ev kirası isteyecek. Oysa eşim altındaki makam arabaları, ayrılırken götürdüğü birikimlerimiz, yeni bir yaşam kurma projeleri ile oldukça mutlu görünüyor sayın bakanların arasında.' ___________________________________________________ Gerçek: Şiddet eğer bir önlem alınmazsa bir süre sonra tekrarlanabilir. Aile fertleri şiddet uygulayan kişiyi affetmiş görünseler veya kendilerini affetmek zorunda hissetseler de şiddetin etkileri kalıcı olabilir. Şiddet çemberi birbirini takip eden 3 aşamadan oluşur: gerginliğin artması, patlama ve özür. Bu, sonuçları yaralanmalara hatta ölümlere yol açabilecek bir kısırdöngüdür. Gerginliğin artması evresinde kişi kızgınlığını kontrol edememe yönünde sinyaller vermeye başlar ve karşısındaki bir şeylerin yolunda gitmemeye başladığını hisseder. Patlama evresinde şiddet uygulayan kişi sözlü, fiziksel ya da cinsel olarak karşısındakine saldırır. Bu süre kısa veya uzun olabilir, hatta günler sürebilir. Özür evresinde ise şiddet uygulayan kişi diğerinden özür diler, affedilmek ister, bir daha olmayacağına dair sözler verir. Bazen özür evresi yaşanmayabilir ve gerginliğin artması-patlama ikilemi devam edip gider. Bazı kişilerin ise şiddeti ne zaman uygulayacakları belli olmaz, beklenmedik bir zamanda ön belirti vermeden patlayabilirler. Gerginliğin artması döneminde her iki taraf da etkin çatışma çözme yöntemlerine başvurursa bu kısırdöngü kırılabilir. Sizin Hikayeniz: ______________________________________________ Gerçek: Aile içi şiddet gerek eşlerin birbirine duydukları sevgi ve saygıyı gerekse aile fertlerinin fiziksel ve ruhsal sağlığını ciddi bir şekilde zedeler. Araştırmalar, şiddetin hedefi olan kişilerde aşağıdaki tepkilerin doğduğunu gösteriyor: Aşırı korku, korktuğu zamanlarda başlayan titreme krizi, ani seslere karşı aşırı tepki, çarpıntı, öfke patlamaları, içten içe aşırı kızgınlık ve intikam alma isteği, ürkeklik, sessizlik, çekingenlik, uyku sorunları ve korkulu rüyalar görme, halsizlik, bitkinlik, baş dönmesi ve ayakta duramama, unutkanlık, umutsuzluk, çaresizlik duygusu, geleceğe yönelik plan yapamama, karar verme güçlüğü, aşırı mutsuzluk, yaşamdan zevk alamama, perdeleri açma korkusu, sokağa yalnız çıkamama, güvensizlik, kendini sevmeme, kendinde bir sorun olduğuna inanma veya her şey için başkalarını suçlama, düzgün cümleler kurmakta zorlanma, konuşurken göz iletişimi kuramama, donuk bakma, sık ağlama krizleri, suçluluk duyguları, şiddetle bağlantılı olarak kendini suçlama, duyguların ani değişimi, karışık duygular, uğradığı şiddeti gizleme ya da daha önemsiz gösterme. _______________________________________________ Gerçek: Pek çok mağdur ekonomik nedenler, toplumsal baskılar, çocuklarını zor durumda bırakmama, çaresizlik, nasıl yardım alacağını bilememe gibi nedenlerle evini terk edemez. 14 Ocak 1998 tarihinde aile içi şiddete uğrayanların korunması amacıyla kabul edilen 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun aile içi şiddetin önlenmesi açısından önemli bir adımdır. Ancak bu kanundan haberdar olanların ve faydalananların oranı hala oldukça düşüktür. Bunun neden böyle olduğuna bakıldığında, şiddete maruz kadının ekonomik bakımdan güçsüz olması sebebiyle cesaretinin olmadığı, iddiasının ciddiye alınmayacağı korkusunu taşıdığı ya da saldırganın cezalandırılmayacağı ve şiddetin tekrarlanacağı endişesine sahip olduğu görülmektedir. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu'nun araştırma sonuçlarına göre de aile içi şiddete maruz kalanların % 80'i "yapacak fazla bir şey olmadığına" inanmaktadır. Çaresizliğin kabulü anlamına gelen bu durum ülkemizde aile içi şiddete maruz kalanların henüz yeterli ekonomik ve sosyal destekten ne derece yoksun olduğunu göstermenin yanı sıra şiddetin yol açtığı psikolojik etkileri de ortaya koyuyor. Şiddet gören kadın, Korkar: Korku, şiddet mağduru kadının en baskın duygusudur. Korku uyku düzenini etkiler; uykusuzluk ve kabuslara yol açar. Bu safhada kadın yardım almayı ister ama erkeğin müdahale eden kişilere de zarar vereceğinden korktuğu için şiddeti gizleme eğilimine girer. "Herkesi bana karşı çevirdi. Arkadaşım, sosyal hayatım, desteğim kalmadı. Çocuklarıma benim o yokken neler yaptığımı, kimlerle konuştuğumu kendisine anlatmalarını tembihledi. Peşimi hiç bırakmayacağını biliyordum." Benlik saygısını yitirir: Sürekli şiddete uğramanın en belirgin sonucu kendine saygının düşmesidir. Kadın kendisine takılan "çirkin, aptal, beceriksiz, kötü anne, pasaklı …" gibi sıfatları benimsemeye başlar. Yaşamı üzerinde kontrolü kaybetme duygusu yaşar ve karar vermekte zorlanır. "Beni beğenmiyor... Ne yapacağımı bilemiyorum. Giyimimi değiştirmeye çalıştım, ama bir yararı olmadı. Kocam daha bakımlı kadınlardan hoşlanıyor... Sen kadın mısın ki diyor. Bazen pasaklı olduğumu ve çocuklara iyi bakmadığımı söylüyor. Ben de kendimi beğenmiyorum." Baskıyı içselleştirir: Bir kişinin kendisinin daha önemsiz olduğuna ve kötü davranılmayı hak ettiğine inanması, karşısındaki kişinin şiddet uygulamaya devam etmesini kolaylaştırır. Bu durumda kadın kendisinde bir hata olduğunu kabullenir. Kendini suçlar: Şiddet gören kadın sıklıkla kendini suçlar ve erkeği şiddet uygulaması için tahrik ettiğine inanır. Şiddet uygulayan erkeklerin neredeyse tamamının iddiası da budur. "Neden ille dayak aranıyorsun?" "Dediğimi yapsaydın dayağı da yemezdin?" Kadın elinden geldiğince erkeğin istediği gibi davranmaya gayret eder. Oysa şiddetin kadının davranışları ya da kişiliği ile bir ilgisi yoktur. "Yıllarca bunun benim hatalarımdan kaynaklandığını sandım. Bana aptal olduğumu, çirkin olduğumu ve dayağı hak edecek şeyler yaptığımı söyleyip durdu. Zaman içinde ben de buna inandım… Korkuyordum… Onsuz yapamayacağımı ve kimsenin bana iş vermeyeceğini düşündüm." Karmaşık duygular hisseder: Saldırgan eş her zaman saldırmaz. Uzun aralıklarla sevecen ve ilgili bir koca olabilir. Bu durum kadında karmaşık duygulara yol açar. Şiddet yüzünden evliliğini bitirmek istemez. Öte yanda gelecek kaygısı da duyar. Yalnızlık çeker : Şiddet gören kadın, çocuklarının ve yakınlarının güvenliği için sessiz kalmayı tercih edebilir. İçinde bulunduğu durumdan utanır ve başkalarından yardım isteyemez. Ayrıca kocası arkadaşları ve ailesi ile görüşmelerini de kontrol ettiği için toplumsal desteği azalır. İçine düştüğü yalıtılmışlık duygusu durumunu gerçekçi bir gözle değerlendirmesini engeller. Böylece erkeğe olan bağımlılığı artar. Eşinden umudunu kesmez: Şiddet mağduru kadın içinden sürekli erkeğinin bir gün değişeceği ve hayal ettiği gibi biri olacağı umudunu taşır. "Onu sevdim ve hala seviyorum. Beni iki kez döverek hastanelik etti ama her ikisinde de ağladığını gördüm, dayanamayıp affettim. Beni çok sevdiği için dövdüğünü sanıyordum. Değişeceğim dediğinde ona hep inandım." Duygulanım bozukluğu yaşar: Şiddet mağduru kadında duyguların ani değişimine,- ağlarken gülme, gülerken öfke patlamasına -sıklıkla rastlanır. Kızgındır: Şiddet gören kadın kızgınlığını genellikle şiddet kaynağına değil başkalarına -örneğin çocuklarına yöneltir. Şiddetin gerçekleştiği anlardan yıllar sonra bile kadının içindeki kızgınlık canlılığını koruyabilir ve hafif bir kışkırtmayla öfkesini başkalarından çıkarır. Kadının intikam alma isteği öylesine güçlü bir hal alabilir ki tüm yaşamını bir bulut gibi kaplayabilir. Sözü edilen etkilere şiddete maruz kalan erkeklerde ve çocuklarda da rastlanabilir. _______________________________________ "Ayıkken dövmem." "Çok içkiliydim, ne yaptığımı bilmiyordum." Gerçek: Aile içi şiddete alkol kullanımını gerekçe göstermek, şiddet içeren davranışla ilgili sorumluluk almayı reddetmektir. Alkol, şiddet kullanımını artırabilir; ama ikisi farklı sorunlardır. Birinin tedavisi, diğer sorunu ortadan kaldırmayabilir. Şiddete başvuran kişilerde sık sık şu özellikler görülür: Aile içi şiddetin ve çocuk istismarının, şiddete başvuran kişiler üzerinde de etkileri olduğu bilinmektedir. Karısına sık sık hakaret eden bir koca veya çocuklarını döven bir anne-baba, yaptığı bu işten utanır, suçluluk hisseder, duygularını ve davranışlarını kontrol edemediği için kendini cezalandırmaya çalışır, pişmanlık duyar, özgüvenini yitirebilir. Şiddet uygulayan kişinin de yardıma ihtiyacı vardır. (kitapta renkli) Şiddete sık başvuran kişiler, pişmanlıklarını dile getirip af dileseler de bir süre sonra şiddet çemberi yinelenir, bu kişiler yeniden şiddet davranışları gösterirler. Bu kişilerin çok büyük oranla mutlaka bir psikolojik tedaviye ve desteğe ihtiyaçları vardır. "Ablacığım insanlara, ben gönlü geniş, iyilik yandaşı evli bir erkeğim. Ama nedense bazen olur olmaz nedenlerden agresif davranabiliyorum. Evlilik hayatımda gerçekten mutluyum. Ama örneğin eşim lens takmak ister: Kavga! Kendine biraz açıkça bir elbise yakıştırmış: Kavga! Karışmayayım diyorum olmuyor. Ne yapmam lazım bilemiyorum. Acaba ben de psikolojik bir sorun mu var? Kendimi düzeltmek ve hiç sinirlenmemek, hayatın tadını çıkarmak, gerçekten mutlu olmak istiyorum . Rumuz: Kavgacı. ( Hürriyet Gazetesi. GÜZİN ABLA köşesine yollanan bir mektup)" "Kızını dövmeyen dizini döver" "Ders vermek için dövdüm" Gerçek : Hem şiddete doğrudan maruz kalan hem de annesinin, babasının veya kardeşlerinin sık sık küçük düşürüldüğüne, tehdit edildiğine ya da dayak yediğine şahit olan çocuklar şiddetten olumsuz etkilenir. Her iki durumda da çocuğun kendine saygısı, büyüklere duyduğu güven duygusu ve yaşam sevinci yara alır. Aile içi şiddetin çocuğun üzerindeki etkisi çocuğun yaşına, şiddete maruz kaldığı ya da şahit olduğu süreye, çevresindeki akraba - arkadaş - yetişkin çemberinde şiddetin nasıl yorumladığına göre farklılık gösterir. Evlerinde şiddetle iç içe yaşayan çocuklarda sık sık şu tepkiler görülür: Duygusal: Ailede yaşanan şiddet ve şiddeti durduramamak ile ilgili suçluluk duyguları, ailesi adına üzüntü, anne babasına karşı duygularında karışıklık ( sevgi ve nefreti aynı anda hissetme), terk edilmekten korkma, duygularını ifade etmekten korkma, yaralanmaktan korkma, yaşamındaki şiddet ve karmaşa nedeni ile kızgınlık duyma, depresyon ( aşırı mutsuzluk), çaresiz ve güçsüz hissetme, evde olan bitenlerden utanma gibi. Bilişsel: Şiddetin sorumluluğunun kendinde olduğunu düşünme; kendi davranışları için başkalarını suçlama; istediğini yaptırmak, kızgınlığını belirtmek, güçlü hissetmek ve ihtiyaçlarını karşılamak için sevdiği insanlara vurmanın normal olduğuna inanma; ailede şiddetle bağlantılı olarak düşük benlik saygısı; istediklerini ve ihtiyaçlarını belirtememe; verilenle yetinme; başkalarına güvenmeme; kızgınlığın kötü bir şey olduğuna ve kızgın insanın başkalarına zarar vereceğine inanma; rollerle ilgili katı yargılara sahip olma ( kadınlar………….., erkekler………., kızlar……..., oğlanlar……….davranmalıdır) gibi. Davranışsal (sık ve abartılı ortaya çıktığı durumlarda): Aşırı hırçın davranma ve isyankarlık, içine kapanma, okulda başarısızlık veya başarı için aşırı gayret, okula gitmeyi reddetme, başkalarını memnun etmek için aşırı çaba gösterme, saldırganlık ya da aşırı pasiflik, bahaneler bulma, kendini savunma gayretleri, alaycı yaklaşımlar, duygusuz davranma, donukluk, her şeyi "siyah ya da beyaz" görme, aşırı ilgi çekme davranışları, yalan söyleme, uyku sorunları, kabuslar, altını ıslatma, kontrol edilememe, sınırlarını bilmeme, yönergeleri yerine getirememe gibi. Toplumsal: Arkadaşlarından ve akrabalarından uzak durma, ilişkilerinde genellikle kavgacı olma, çok çabuk arkadaş olup arkadaşlıklarını aniden bitirme, başkalarına güvenmekte ( özellikle yetişkinlere) zorluk çekme, kızgınlığını kontrol edememe, uzlaşma becerileri gösterememe, evden uzaklaşma, aşırı sosyal yaşantı, arkadaşlarına zorbalık yapma ya da kendini ezdirme, şiddet içeren ilişkiler içine girme ve bu ilişkilerde ya ezen ya da ezilen taraf olma, arkadaşlarla aşırı sert oyunlar oynama gibi. Fiziksel: Ağrı şikayetleri ( baş ağrısı, karın ağrısı gibi), sinirlilik, gerginlik, kısa dikkat, yorgunluk ya da aşırı enerji, sık hastalanma, kişisel temizliğine dikkat etmeme, gelişsel gerileme, yaşından küçük davranışlara geri dönme ( Yatak ıslatma, parmak emme gibi), acıya karşı duyarsızlık, tehlikeli oyunlar oynama ve etkinliklerde bulunma, kendine zarar verme ( bilerek bir yerini kesme, yakma, kafasını vurma) gibi. Eğer ailenizde şiddet varsa ve çocuğunuz bu tepkilerin bazılarını gösteriyorsa, onunla konuşabilir ve destek verebilirsiniz. Ayrıca okulundaki öğretmenlerinden biri ile veya çevrenizdeki eğitimli bir yakınınızla konuşarak bir psikolojik danışmandan nasıl destek alabileceğinizi danışabilirsiniz. Aile içi şiddetin yaşandığı evlerde, Aile içi şiddet olan evlerde büyüyen çocuklar güçlü olanın güçsüz olana vurma hakkı olduğunu, şiddet yoluyla istediklerini elde etmenin mümkün olduğunu öğrenir. ___________________________________________________ "Zarar vermek istemezdim ama kızgınlıktan gözüm hiçbir şey görmedi." "Kendimi kaybettim ve dövdüm" Gerçek: Kızgınlık kontrol edilmezse şiddete yol açabilir. Ancak normal, sağlıklı bir duygu olan kızgınlığı kontrol etmek mümkündür. ____________________________________________ Gerçek: Aile içinde şiddet gören kişiler yasalar tarafından korunmaktadır. Şiddete uğrayanlar kendi güçlerini fark ettiklerinde, toplumda ve çevrelerinde var olan kaynaklardan (akrabalar, arkadaşlar, komşular, adli makamlar, kadın sığınma evleri, danışmanlık merkezleri) destek alabilirler.
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
|
|
|||||||||
|
Türkiyenin Sanal Sohbet Odaları 2007 @ StarTR Network Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||