| |||||||||||
|
Anasayfa |
Ne Aramıştı'nız |
Anketler |
Sitene
içerik Ekle |
RSS Kaynağı |
Sohbet
| |||||||||||
KATEGORİLER
HABER ARAEN ÇOK OKUNAN'LAR |
Ecevit'in mezarını taşıtmaya kararlı
Aile mezarlığı için yer arayan Rahşan Ecevit, "Bülent'i devlet mezarlığından aile mezarlığına taşıyacağım. 60 yıl birlikte yaşadık, öldükten sonra ayrı mı olacağım?" dedi.
- Seçimlerden önce Solda birlik olursa iktidarı alırlar," dediniz. Seçime ortak giren CHP ve DSP neden beklenen oyu alamadı? 'Bülent'siz günler zor geçiyor'- Eşinizin naaşının Devlet Mezarlığı'na defnedilmesine gönülsüz müydünüz? - Benim için beklenmedik bir durumdu. Gayet tabii bir yere gömülmesi de gerekiyordu. Bir devlet adamı gibi Devlet Mezarlığı'na gömüldü. Ama bizim de her aile gibi bir aile mezarlığımız olacak ileride. Bülent'i de aile mezarlığına koyacağız. - Yani Devlet Mezarlığı'ndan çıkaracaksınız... - Evet. 60 yıl eşimle birlikte yaşamışım, öldükten sonra o bir yerde ben bir yerde mi olacağız! - Aile mezarlığınızı yaptınız mı? - Çalışmalara başladım. Aile mezarlığı için bir, iki yer beğendim. Ama hangisi olacağına karar vermedim. - Bülent Bey'le aşkınızın, sevginizin simgeleştiği ve Bülent Bey'in 12 Eylül darbesinin ardından cezaevine girdiği dönemde aldığınız iki mum var. Bildiğim kadarıyla Bülent Bey cezaevinden çıktıktan sonra her yılbaşında mumları yakıyordunuz. Geçen yılbaşında eşiniz olmadan da mumları yaktınız mı? - Yaktım, ikisini de. Bülent'siz günler zor geçiyor. Zaman geçtikçe de ağırlaşıyor. Bu konuda daha fazla şey söylemesem! 'Yemek için dışarı çıkıyorum'"Kıyafet almayalı uzun yıllar oldu," diyen Rahşan Ecevit, dışarıya alışveriş ve ara sıra da yemek yemek için çıkıyor: "Arşivle ilgili çok çalışınca acıkmış oluyorum. O zaman yemeğe gidiyorum. O da ara sıra, öğlen vaktini geçirince gidiyorum. Enerji toplayıp, geri geliyorum. Havalar sıcak olduğu için yürüyüşe de çıkmıyorum." 'Asker gibi savaştık'- Arşivden 1970'li yıllardaki size yönelik saldırılar ve suikastlarla ilgili bir belge çıktı mı? - Çıkmadı. Ama düzenlemeye devam ediyorum. Onlar zor yıllarımızdı. Tabii esas saldırılar o zaman oldu. Her gittiğimiz yerde taşlandık, silahlar çekildi, bombalar atıldı. Buna rağmen devam ettik. Ülkemiz için yapıyorduk. Bir asker gibi savaştık. Biz silahsızdık ama karşı taraf silahlıydı. Hem sağımızdan hem solumuzdan saldırılar oldu. Ucu çivili sopalarla saldırdılar. Hele bir Isparta olayı vardı. Biz Bülent'le ona "Isparta Taşlaması" adını koymuştuk. Bir inşaatın üzerinden inşaat taşları atıyorlardı. Taşlar ağır olduğu için insanlarımız çok kötü yaralanmıştı. Bülent kürsünün bir yanda konuşurken bir yandan taşlar yağıyordu. - İzmir Çiğli'de 1977 yılında yine bir suikast girişimi olmuştu. Orada hedef siz miydiniz, yoksa Bülent Bey miydi? - Yabancı silahtı o. Ben otobüse binerken Mehmet İsvan arkadaşımız beni otobüse çekiyordu. O otobüsteydi, bense basamaklardaydım. O sırada kurşun yanımdan geçip Mehmet İsvan'ın bacağına saplandı. Mehmet İsvan'ın biraz üst kısmına gelseymiş ölecekmiş. Çünkü o kurşun içeri girdiğinde parçalanıp zehir saçıyormuş. Öyle değişik bir silahtı. Vakitsiz patlattılar her halde. Hedef Bülent'ti. - Yine aynı yıl CHP'nin Taksim Mitingi öncesi suikast yapılacağı bilgisine rağmen Taksim Meydanı'ndaydınız. Hiç Bülent Ecevit'e "Gitmeyelim," dediğiniz oldu mu? - Hiçbirinde "Gitmeyelim, yapmayalım yoksa ölürüz," demedik. Kafamızdaki düşünceleri yaymak için uğraştık. Silahlar hep üzerime yöneldi ama ölmedim. Korkup da çekilmedik ne o, ne de ben. Isparta'daki saldırıda Adalet Partili milletvekili de elinde silahla bize saldırdı. - Kimdi? - Hatırlamıyorum adını. Elinde silahla bir evin çatısındaydı. Klasörlerin kapağında Ecevit'in fotoğrafı- Şimdi günleriniz nasıl geçiyor? - Bülent'in 60 yıllık arşivi var. Konuşmalar, bilgiler, belgeler ve görüşmeler yer alıyor. Bu arşivi düzenliyorum. Tüm belge ve bilgilerin üzerinden tek tek geçiyorum. 1979'a kadar geldim. Sayfa sayfa bakıyorum ve tarih sırasına göre numaralandırıyorum. Dosyalara ayırıyorum. Bir bölümünü de Kıbrıs'a ayırdım. Kıbrıs'la ilgili görüşmeler, yazışmalar, belgeler yer alıyor. Ama daha küçük bir bölümünü yapabildim. Yanılmıyorsam bir yıl sürer. Klasörlerin kapaklarına da Bülent'in fotoğrafını koyuyorum. Günler böyle geçiyor işte. - Kitap çalışması var mı? - Bülent'in Osmanlı tarihi üzerine hazırladığı bir kitap vardı. Sonuçlandırmıştı ama bastıramamıştı. Onun basılması için harekete geçtik. Konuşmalarını da bir kitapta toplayacağız. Ama arşivdeki 60 yıllık tarihi nasıl değerlendireceğimize karar veremedim. Özellikle her bir konuşma o günün gündemini içeriyor. Hepsini kitap haline getirmeyi planlıyorum ama çok da fazla. - Bülent Ecevit, yaşamını yitirmeden önce kontrgerilla üzerine bir kitap yazacağını açıklamıştı. Başlamış mıydı? - Başlamadı. Bir tek Osmanlı tarihiyle ilgili kitabı tamamladı. - Siz böyle bir çalışma düşünüyor musunuz? - Hayır. Ama Bülent'in yakın tarihe kadar basılmış bütün kitaplarını bir araya getirmek istiyoruz. Bir yayınevi ile temasa geçtik. Bir editoryal kadro oluşturduk. Uzun süreli olacak ama büyük bir kitaplık ortaya çıkacak. Ayrıca arşivlerden çok yeni belgeler çıktı. Mesela 12 Eylül ile ilgili altı-yedi dosya çıktı. Bunların iki klasörü savunması. Gerisi de belgelerden oluşuyor. Bülent hapiste savunmasını hazırlarken ben de dışarıda ona belge topluyordum. Zor bir şeydi. Ecevit'in mavi koltuğu
Her şey Yayın Yönetmenim Elçin Yahşi'nin önerisiyle başladı: "Bu hafta Rahşan Ecevit'le konuşalım." Ancak bir sorun vardı. Hatta iki. Birincisi Rahşan Ecevit son dönemde kimseye röportaj vermiyordu. Arayan gazetecilerin tümünü geri çeviriyordu. İkincisi ise gazeteci olarak bildiğini biliyordum ama Bülent Ecevit'in yaşamını yitirmesi nedeniyle aradığımda adımı nasıl söyleyecektim? Rahşan Ecevit'in adımı duyduğunda ne hissedeceğini düşündüm. Bu nedenle direkt Rahşan Ecevit'in Oran'daki çalışma evini aramak yerine DSP'nin Basın Bürosu'ndaki arkadaşlardan yardım istedim. Aynı günün akşamında da geri döndüler: "Rahşan Hanımefendi röportaj teklifinizi kabul etti." Fotoğrafçı arkadaşım Tijen Burultay'la Oran Sitesi'ndeki eve gittiğimizde Rahşan Ecevit, bahçedeydi. Ecevit çiftinin en büyük keyifleri salondaki iki kişilik mavi koltukta çay içerken bahçeyi seyretmekmiş. Röportajın beni en çok hüzünlendiren ayrıntısı da mavi koltukla ilgili oldu. Röportaja başlamadan önce Tijen, ışık açısından Rahşan Ecevit'ten mavi koltuğa oturmasını rica etti. Ancak Rahşan Ecevit, "Ben o koltukta oturmasam olmaz mı?" dedi. Artık o koltukta oturup çay da içmiyormuş. Ancak röportajın sonunda bu kez kendisi fotoğraf çekimi için mavi koltuğa oturdu: "Ama fotoğrafı sizinle birlikte çektirelim." Ecevit Kılıç'ın röportajı (Sabah)
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
Bu habere toplam 1 yorum yazılmıştır. Nevbahar
[ 09 Eylül 2007 23:38 ]
Karaoğlan seni özlemeyen yok sanırım :( sendeki dürüslük şimdiki ve gecmişteki politikacılarda yok birde etrafındaki yardımcılarını bakanlarını daha iyi seçseydin keşke çünkü onların yüzünden daima arada kalan sen ezilende sen olduğunu düşünüyorum ama daima bu memleketin en değerli siyaset adamı olarak hatırlanacaksın Yorumların tamamını okumak için tıklayın. |
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİSPONSOR BAĞLANTILARSPONSOR BAĞLANTILARSON YORUMLANANLAR
|
|||||||||
|
2008 @ StarTR Network |
|||||||||||