|
|
BOYACIKÖY'DE KANLI BİR AŞK CiNAYETİ / hikaye
Denize inen sokakların tarihinde bir yeri var mıdır? Bilinmez. Ne ki yol kesen denizlerin kuşattığı bütün sokaklar, bir yerde gelir buluşur durağın biriyle
Kategori |
: İLginç HikayeLer |
Yorum Sayısı |
: 0 |
Okunma |
: 190 |
Tarih |
: 29 Mayıs 2008 22:59 |
BOYACIKÖY'DE KANLI BİR AŞK CiNAYETİ
Denize inen sokakların tarihinde bir yeri var mıdır? Bilinmez. Ne ki yol kesen denizlerin kuşattığı bütün sokaklar, bir yerde gelir buluşur durağın biriyle. Boyacıköy Durağı. Boyacıköy Durağı, bir hüznün mekanıdır. Dört mevsim sonbaharı yaşar, inerken solda bir telefon kulübesi durur. Boyası dökülmüştür, köhne bir görünüşü vardır. Telefon kulübelerinin tarihini bilmemiş olsanız, onun için rahatlıkla asırlık diyebilirsiniz. Eski rum meyhanelerine, kumsallarda çatılmış küçük balık lokantalarına benzer. (Gel ey denizin nazlı kızı ve laterna) Bırakılmış çiftlikler, terk edilmiş ahşaplar gibidir. Bırakılmış hayatlar gibi. Sanki oradan hiçbir yerle konuşamazsınız, orası yalnızca bir konuşma umududur; umutsuzluk telefonlarının edildiği, kederli haberlerin iletildiği: ölüm, intihar, ayrılık, karasevda ve benzeri... Telefon kimsesizlikleri yaşayanlara, gece yalnızlıklarını telefonlarla gidermeye çalışanlara oradan telefon edilir. Umutsuz defter satırlarında mayınlı numaraların izini sürenlere, hiç ses verilmeden kapatılan çaresiz arayışlara, bir sese, bir soluğa sığınarak gecelere tutunanlara, hep oradan telefon edilir. Arkasında bir puslu deniz çalkalanır durur, intihar karası bir efkar duman duman gezinir denizin üzerinde. Kimse kimseye dilini öğretemez o telefonda. Üşüyerek, elleri ceplere saklayarak, titrek seslerle konuşulur. Ertelenmiş randevular, tavsamış birliktelikler, kurtarılmaya çalışılan evlilikler, dön bana telefonları. Hiçbir şey değişmez. Denizin üzeri duman. Kulübenin ardında iki katlı, yaşlı bir bina vardır. Bir bırakılmışlık duygusu taşır lodosun eskittiği yüzünde. Pencerelerine hep yağmur yağar. (Camlarda yağmur izi) Gençliğine doyamamıştır. Alt katında kimi işlemez dükkanlar, üst katında ise küçük bir sahil lokantası. Dekorunu ve yemeklerini yıllardır hiç değiştirmemiş bir sahil lokantası. Her bina, her yol, her ayrıntı denize göre konum almış gibidir; denizle yüzleşir durur. İnerken sağda kapışı çıngıraklı bir eczane -içinde ak saçlı, deniz kadar yaşlı, yuvarlak gözlüklü bir adam, ilaç kutularının ardında gülümser-, onun yanında yalnızca tek koltuğu bulunan bir berber dükkanı ve sürekli köşede bekleyen, gözünü denizden hiç ayırmadan bekleyen bir inzibat eri vardır. Gözleri hep denizdedir, gözlerini alamaz denizden. Sanki o köşeyi değil de, denizin başını bekliyordur. Ve sanki Kars'lıdır, Erzurum'ludur. Hiç deniz görmemiştir askerliğine dek. Ve sanki şimdi denizden hiç ayrılamayacağını düşünüyordur. Kim bilir belki de kapkara bir balıkçı sevdasına tutulmuştur. Denizle ödeşecektir.
Bütün bunlar bir fotoğraf sessizliğiyle denize karşı durmuş, beklerler. Boyacıköy Durağına, yukarıdan aşağıya inerken, Reşitpaşa'dan, Emirgan sırtlarından çoğalan nice yan sokak (Ki hepsi küçük parke taşlı, kafesli pencerelerinden saksılar taşan evleri taşlıklı, kapıları tokmaklı, yokuş inen, yokuş çıkan) gelir buluşur denize çıkan ve daha çok bir balık sırtını andıran bu uzun sokakla. Tıpkı deniz özlemi çeken küçük derelerin gür bir ırmakla kavuşması gibi. Sokaksa tutar elinden bu küçük sokakların, tutar elinden iki yanına dizilmiş basık tavanlı, yorgun kepenkli, küçük dükkanların, her gün denize iner. Yedilerden, tepelerden denizlere inen en eski İstanbullulardandır bu sokak. Sabahları işlerine gitmek için -ya da öğle üzerleri bir yerden bir yere- denizi unutan, aklından çıkarmış olan bu insanlar, bu yan sokakların birinden buraya kıvrıldıklarında, anlarlar ki deniz vardır. Oradadır. Karşılarındadır. Yürekleri hızlanır. Adımları hızlanır. Deniz, yol kesen bir Bizans eşkıyası gibi çıkar önlerine. (Var mıdır böyle eşkıyalar Bizans'ta? Yoksa çağrışıma başka yerlerden mi taşınmışlardır?) Kirli beyaz, buruşuk pardösüsünün ceplerinde ellerini taşıyarak sokağın yokuşunu inen Genç Adam, mutsuz, hüzünlü ve karamsardı. Geleceğini ve geçmişini ince bir sızıyla düşünüyordu. Yanlış maceralarla, olmadık yanılsamalarla bunca yıl avutulamamış olan içindeki o sızılı boşluk. Boğazın pusu, nemli sokak taşları, onarılmaz sonbahar, uzakta İstanbul sesleri ve hayatları, her şey, her ayrıntı keder veriyordu ona. Elleri zaman zaman metalin kara soğuğuna değiyor, ürperiyordu. Sırtından, bacaklarının arasına doğru ince bir üşüme geçiyordu. Durağa inmek için yan sokaklardan birini döndü. Denize ve durağa inen o uzun sokağa çıktı. Karşısında kalın mavi bir çizgi olarak deniz duruyordu. Dalgalanarak duruyordu. Bütün deniz benzetmeleri tüketilmişti. Bunu düşündü. Denizi anlatmaya hiçbir şey yetmiyordu artık. Deniz için tasarlanmış hiçbir sözcük, hiçbir benzetme, hiçbir imge insanları heyecanlandırmıyordu. Yalnızca denizi mi? Hangi coşku, hangi sevda, hangi çağsama sözcüklerden geçerek başka bir yüreğe, başka bir duyarlığa sızabiliyordu artık? Dünyada çok büyük bir yangın çıkmıştı ve bu yangında ilk kurtarılacak olan kendi hayatıydı. Ama nasıl olacaktı bu? ya da olası mıydı? Herkes denizlerini tüketmişti. Telefonlarım tüket-mişti. Hayatımızdaki her şey sürüncemede kalmıştı. Bu yüzden hiçbir şey tat vermiyordu. Geçmişin olanca görkemi ve sızısıyla birbirine açılan bu sokaklarda yürürken bunları düşünüyordu. Bütün takvimleri ve tarihleri birbirine karıştırarak düşünüyordu. Bu yüzden olsa gerek her seferinde deniz çıkıyordu aklından, unutuyordu onu, ama bu sokak birdenbire... Gemliğe doğru deniz de böyle miydi?
Denizin kıyısında, Sarıyer'e giden otobüslerin durduğu o duraktan binerdi her gün otobüse. O durak yaşantısının bir parçasıydı. Berberi, eczaneyi, inzibat erini, telefon kulübesini, küçük sahil lokantasını o da biliyordu. Hepsinin önünden geçti. Tam karşıya geçerken, bir gelin arabası yavaşlayıp durdu. Simsiyah, upuzun bir gelin arabası, süssüz, gösterişsiz. Tüller içinde bir Gelin, karalar içinde bir Damat. (Çelişkinin sosyal apaçıklığı) Ve biri arabayı kullanan olmak üzere iki kişi lokantanın kıyısına demir attılar. Tüller içerisindeki geline şöyle bir göz attı Genç Adam; bir siyahlık ve kırmızılık çarptı gözüne. O kadar. Bütün yüzü o kadardı sanki. Çocukluğu ve bütün aile albümleri uyanmıştı. Karşıya geçti, durağa, bineceği otobüsü beklemeye koyuldu. Sonra indiler arabadan. Gelinliğin eteklerini tuttu Damat. Yoldan geçen birkaç kişi durdu, baktı. Bu birkaç kişiden biri, bir kızkurusuydu. Öyle olmalıydı. Önce bir mahalle fotoğrafçısına gideceklerini düşündü Genç Adam. Nikahtan ya da düğünden önce çektirecekleri o son resmi düşündü. Mesut insanlar Fotoğrafhanesi'ni arıyorlardı belki de. Bir balıkla, ya da bir denizle yan yana durmak isteyebilirlerdi bir resimde. Oysa lokantaya girdiler.
Lokanta, durağın tam karşısına düşüyordu. Camın kıyısındaki masaya oturdular. Gelin, camın kıyısına oturdu. Yüzünü açmıştı. İnce bir siyahlık ve kırmızılıktı yüzü. (Gözleri, dudakları, hülyası) Yanında Damat, karşılarına da o iki adam. İkisi de siyah giysiliydi adamların. Asık suratlıydılar. Parayla tutulmuş gibiydiler. Sevinçsizdiler, her şey gibi. Sanki iş konuşmaya gelmişlerdi. Bakışları duygusuzdu. Kimse kimseye ilişmiyordu. Kimsenin yüzü kimseye bir şey anlatmıyordu. Duvarlarına atılmış ağların arasına gizlenmiş ölü ışıklarla aydınlatılan, tavanından ölü balıklar sarkan ve cam bir kafese benzeyen ucuz, küçük bir sahil lokantasına yemek yemeğe gelmişlerdi yalnızca. Gelinle göz göze geldi Genç Adam. Birkaç kez daha göz göze geldi. Her defasında biraz daha güçlü bir gönül yakınlığı kurdular. Sessizliğin dilinde her ikisi de kendi şiirlerini yaşıyorlardı. Birkaç otobüs geçti, binmedi. Balık söylemişlerdi. Balıkları gelmişti. Balıklarını yiyorlardı. Gelinle uzun uzun ve ısrarlı bakışıyorlardı artık. Yaralı bir ceylan gibi bakıyordu Gelin. Sanki kurtarılmayı bekliyordu. Sanki ölümün elinden alınmak istiyordu. Ve sanki artık hiçbir şey istemiyordu. Dünyadan vazgeçmişti. Ve sanki artık Genç Adamı delicesine seviyordu. Anlamıştı. Genç adam ise bir vurgunu yaşıyordu. Bir karasevdayı, inzibat denize bakıyordu. Arada bir eczanenin çıngırağı çalıyordu. Berberin koltuğunda hala aynı adam oturuyordu. (Berber kendi kendini sonsuza dek traş ediyordu; Ya da bunun böyle olması gerekiyordu) içindeki o sızılı boşluğun taştığını duyumsuyordu Genç Adam. O boşluk kendi kendini yok ederek doluyordu. Genç Adam mazisini, mazisi de Genç Adamı arıyordu şimdi. Yıllardır bu anı beklemişti. Sevda, bir cinnet gibi çıkagelmişti. Bu gelini deli gibi seviyordu. Bu düşü deli gibi seviyordu. Bütün yaşadıkları bu güne hazırlıktı sanki. Şimdi karşısında sonsuz bir fotoğraf gibi duran bu Gelin için her şeyi yapabilirdi. Ondan vazgeçemeyeceğini anlıyordu. Umarsızdı. Birkaç otobüs daha geçti. Gidemedi. Geçsindi. Otobüslerin gelip geçişini artık Gelin de izlemeye başlamıştı. Meraklı gözlerle kolluyordu her geçen otobüsü. Kaygıyla bakıyordu onlara. Her defasında otobüsün ardında kalan Genç Adamın bu en son gelen otobüse binip gitmiş olabileceğini düşünüyor, derin bir sızıyla sarsılıyordu. Lokmaları hızlanıyordu o zaman. Oysa az sonra, otobüs hareket edip de, durağın önünü boşalttığında, Genç Adamın gitmeyip orada hala bekliyor olduğunu görünce, delice, coşkun bir sevgi kaplıyordu içini. Bir o kadar da sevinç. Bu, yüzünden okunuyordu. Artık onu kimseye bırakamazdı. Bunu anlamıştı. Bir otobüs daha geldi.
Ağır ağır geldi. Gelinin yüzü bir kez daha bulutlandı. Bu kez durakta fazla kaldı otobüs; bir türlü kalkmak bilmiyordu. Lokmasını yutamadı Gelin. Gözleri durağa asılı kaldı. Az sonra, otobüs durağın önünden ağır ağır kaydı. Baktı Gelin, yoktu. Durak bostu. Gitmişti. Yerinden fırladı. Bütün masadakiler ona şaşkınlıkla baktılar. Kimse ne olup bittiğini anlamamıştı. Oysa Genç Adam durağın az ilerisinde duruyordu. Gitmemişti, yer değiştirmişti yalnızca. Sevdasından emin olmak istemişti. Bu düşe inanmak istemişti. Yüzü ışıyordu. Onu kimseye bırakamazdı artık; kararını vermişti. Gelin yerine oturdu. Yemeklerine devam ettiler. Az sonra çıktılar lokantadan. Arabaya yöneldiler. Genç Adam yaklaştı onlara; tam arabaya bineceklerdi ki, tuttu kolundan Gelinin: Gitme, seni seviyorum, dedi. Biliyorum, dedi Gelin. Ama yapacak bir şey kalmadı artık. Beni seviyor musun? diye sordu Genç Adam. Böyle olacağını biliyordum zaten. Evleneceğim gün böyle bir şeyin olacağını... Beni sevdiğini olsun söyle, dedi Genç Adam. Bunu zaten biliyorsun, dedi Gelin. Hem zaten bu neyi değiştirir ki? Olsun senden duymak istiyorum. Bütün hayatımı bu sözü duymak için yaşadım ben. Seni seviyorum, dedi Gelin. Ama yalnızca seviyorum. Artık seni bırakamam. Evleniyorum ben. Gitmek zorundayım. Buna izin veremem. Çaresizim inan. Ne yapabiliriz ki hem? Elden ne gelir? Her şey için çok geç. Ben de ömrüm boyunca seni bekledim. Ama geç geldin sen. Çok geç. Daha önceleri hep başka şeyler oldu, başka şeyler, hep ayağıma takılan bir sürü şey... Çok seviyor beni. Hiç olmazsa beni çok seven biriyle evlenmek istedim. Geç kaldın sen. Çok geç geldin. Seni seviyorum. Seni çok seviyorum. Seni kimsenin sevemeyeceği kadar çok seviyorum. Seni uğruna her şeyden vazgeçecek kadar seviyorum. Sen gidersen yaşayamam inan. Sensiz yaşayamam. Onu üzmeye hakkım yok. Duygularıyla oynamaya. Beni o da çok seviyor. Sen yokken o vardı. Beni hep sevdi. Bana ihtiyacı var. Başkasını sevdim diye, ben şimdi sevdim diye, onu bırakamam. Ama sonra çok pişman olacaksın. Çok pişman olacağız. Her ikimiz de. Çok mutsuz olacağız. Buna mecburuz. Görüyorsun ya hayat bizi sevmiyor. Ben deliririm sen gidersen. Ölürüm. Öldürürüm. Zamanla unutursun. Zaman her şeyi onarır. Sen çok güçlü ve çok akıllı bir insansın. Güçlü ve akıllı olmak istemiyorum, artık mutlu olmak istiyorum. Güçlüsün sen inan, çok güçlüsün. Güveniyorum sana. Direnirsin zamana ve kazanırsın. Yanlış bir zafer olmaz mı bu? Olsun ne çıkar? Hangi zafer doğru kazanılıyor ki sevgilim? Adamlar huzursuzlandılar. Sabırsızlandılar. Genç Adam hala kolunu bırakmıyordu Gelinin. Niye anlamıyorsun? dedi Gelin. Aşkımız bir günahtı. Son sözün bu mu? Bu, dedi Gelin. Yazık ki bu. Ama hiçbir şey konuşmadık ki, hiçbir şey konuşmadık daha. Konuşacak bir şey yok inan. Geç kaldın. Geç kaldık. Hepsi bu. Ama düşünsene hiç olmazsa severek ayrılıyoruz. Hiç olmazsa bu ayrılığı yaşatacağız kendimizde. Adını söyle bana, hiç olmazsa adını söyle. Ne önemi var adımın? Zaten şu yaşadığımızın da bir adı yoktu ki sevgilim. Yaşandı, güzeldi ve bitti. Ayrılık bir sevda kaderidir. Bilirsin; öğrenmiş olmalısın. Öğretmiş olmalılar. Seni bırakmam. Bırakamam. Sana mutluluklar dilerim, inan böyle ayrılmak istemezdim. Ayrılmak istemezdim. Elveda. Hayatımda ilk kez elveda diyorum. Gelin, kolunu kurtardı Genç Adamın elinden. Daha hiçbir şey konuşmadık ki... dedi Genç Adam. Gelin arabaya binmek için eğildi. Genç Adam haykırdı ardından: Daha hiçbir şey konuşmadık! Sonra pardösüsünün cebinden kara bir nagant tabanca çıkardı. Tabanca tüller içerisindeydi. Geline yöneltti namluyu. Gelin, döndü ardına, baktı. Ölümcül bir gülümsemeyle baktı. Genç Adam anladı ki kurtuluş yoktu; tetiği çekti. Gelin kanlar içinde yuvarlandı yere. Seviyordum, dedi Genç Adam. Ölesiye seviyordum. Ellerini cebinden çıkardı, metalin kara soğuğu ürpertmişti, belinden bacaklarının arasına doğru ince bir üşüme yayıldı. Durağa geçti. Otobüsü beklemeye koyuldu. alıntı 
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
|
EDİTÖRÜN SEÇTİKLERİ
SPONSOR BAĞLANTILAR
SPONSOR BAĞLANTILAR
SON YORUMLANANLAR- Fenerbahçe Kulübü'nünden "Tek kimlik Fenerbahçe" pankartı
- AKRABA EVLİLİĞİ..!!!
- GÜL KIZ../ hikaye
- 2007 Gelinlik Modelleri
- Sahte altın nasıl ayırt edilir?
- Başkentte gol sesi çıkmadı
- Paşa'ya rağmen paşa paşa evlendi
- GAME OVER
- Dink cinayetine övgü klibi
- PEYGAMBERIMIZIN DILINDEN RAMAZAN
- Çanta canavarı kadınlar
- YILDIRIMIN DENİZE DÜŞTÜĞÜ AN
- Yüzlerce yılan ve timsah telef oldu
- Gece-Gündüz
- Sen Benim Hiçbirşeyimsin
- GÜNÜN SÖZÜ
- Ya İzmir!!!
- SAHUR ve İFTARIN FAZİLETİ
- İşte Kadın Zekası
- 'BEN BİR LİDERİM !'
- SAKARYA TÜRKÜSÜ
- KABAK TATLISI
- Cep kanser yapıyor
- Askeri araç devrildi: 1 er şehit oldu
- BURÇLAR ARASI UYUM
- Yağmurlu Günlerin Tadını Çıkartın
- Çocuğunuz Küfür Ediyorsa...
- Babaların Çocukların Hayatındaki Önemi
- Ayakkabıyı kobra koruyor
- Burçlar ve Defoları
- Sanal Kedicik
- Göz Rengine Göre Falınız
- Bazen Susmak Gerekiyormuşi;
- Bayanlara Özel Mause
- 3 işçi kanalizasyonda kayboldu
- Anime Couples Can't Stop Falling In Love
- Milliler Macaristan maçına hazır
- DTP'li vekile memleketi cevap verdi
- VAN Abdullah Gül ü Böyle Krşıladı - Foto Galeri
- Minibüs değil mühimmat deposu
- El ve Tırnak Bakımı
- Mahkum kaçmak için bacağını kesti
- İslam dünyası Ramazan'ı bekliyor
- Hızlı trende yeni bir hız denemesi
- Hava Durumu
- Şans Oyunları
- Yüzyılın İyilik Hareketi VİDEO
- Kalli, oyunculara oruç tutturacak mı
- Bidaha.Net Sohbet Odamız Açıldı
- Terim, Macaristan taktiğini deniyor
- Bayanlar Teknik Direktör Olursa
- NE AKARSU BALIKLARA DOYAR
- Farid Farjad in nameleri ve İstanbul un ruhu / Video
- Nejat Uygur'un sağlık durumunda son durum
- Kanser Neleri Sever
- TUNA BOYUNDA
- istanbuldaki resmi ve özel hastaneler
- Galata Köprüsü bu gece trafiğe kapalı
- Nejat Uygur yoğun bakımda
- Sarhoş sürücü asıl şimdi yandı
- İlköğretim 1'de ders başı bugün
- Şükür: Özür dileyecek birşey yok
- G.Saraylıları heyecanlandıran haber
- Zeytinyağlı Yaprak Sarma
- Su Böreği
- Peynirli Pişi Tarifi
- Su dünyası (Kurandan Açıklamalar)
- hirsiz polis-mazi kalbimde bir yaradir
- Mükemmel bir Düzenleme Eklemeden Yapamadım ( LeoTigris Elite )
- PKK'lıyı Fenerbahçeli şehit ikna etti
- Çin'li şarkıcı Yuting 'Nur'a dönüştü
- Zamların nedeni gıda paketleri mi?
- Ecevit'in mezarını taşıtmaya kararlı
- TERZİ KUŞU
- TIRTILLAR
- Marmara depremi için şok senaryo
- Kürtlerle ABD arasında petrol anlaşması
- PENGUEN
- Barış Manço
- İstanbulun elektronik rehberi hizmete girdi
- Japonya yeni bir internet arıyor
- Akıllı otomobil: KromOto
- 21.5 Milyon MSN kullanıcısı var!
- Yahoo dan rakiplerine büyük çalım
- Ulak çok yakında vizyonda!
- En Çok Seni Özledim Çocukluğum
- Malta'da kötü sonuç işte Goller VİDEO
- Hakan bu gece yine rekor kırdı
- Teröriste 'şehit' diyenler tutuklandı
- Genç Siviller Köşk'e böyle çıktı
- Kayıp kızda oklar anneye yöneldi
- Pavarotti'ye muhteşem veda töreni
- Aşık Veysel Şatıroğlu
- inanmak Yapmanın Yarısıdır - Afrikalı Çocuk- 2 VİDEO
- Tek yürek olduk
- Hasan 3-0'dan 3-4'ü anlattı / Video
- Tuncay Şanlı ile dobra dobra...
- Rubik küpü nasıl çözülür / Video
- Deprem talancısı yarbay kaçamadı
- Yakıt tanklarını İsrail F15'ler atmış
- 314 bin öğrenciye deprem göçü
- Güzel konuşmak için 10 taktik
- Omo nun Şimdiye kadar Yapmış Olduğu En Mükemmel Reklam filmi
- Talabani'den PKK'ya 'terket' uyarısı
- Ülker'in beğenilen reklamı / Video
- Sendikalar kurul kararına tepkili
- Papa'dan Avrupa'ya Hristiyanlık uyarısı
- Yükseliyoruz!
- Uzlaştırma Kurulu'nun son teklifi
- Eroğlu 2010 yılına kadar süre istedi
- Tinerciler bir genci bıçakladılar
- Tiramisu
- Bu Yağmurlar Islatmıyor Beni....
- Ben seni unutmak için sevmedim ki
- Boşnak Tatlısı
- Acıbademli Muhallebi
- Acılı Börek
- Biber Dolması
- Zeytinyağlı Pırasa
- Gül, Yargıtay kokteyline katılmadı
- İstanbul yaşam kalitesinde 104.çıktı
- 12 Dev Adam Çekleri mağlup etti
- ALMAN PASTASI
- Erdoğan-Bahçeli kol kola Söğüt'e
- Bülent Arınç'a Erbakan kotası
- Telekom'dan 20 megabit internet
- Türkiye Kupası'nda tur atlayanlar
- Topuklu Ayakkabı Sağlıksız
- CHPliler Gül'den neden kaçmışlar?
- Gül'ü görünce apar topar dağıldılar
- Batık banka delikleri kapatılamadı
- Seni Seviyorum biliyormusun?
- Baltayla mermiyi parçalayınca ...
- Bizim Temelle Japon
- Oturmus Yogurdunu Yiyir :))))
- 'Bunu yapan köpekten daha aşağı'
- Başbakanlık sitesini çökerttiler
- İşkence, İMF- AB iddialarına cevap
- Çantayı hep aynı omuzda taşımayın
- Şiddete Başvurmadan Çatışmaları Çözmek
- Aile içi şiddettin çocuğum üzerindeki etkilerini azaltmak için ne yapabilirim?
- AK Parti MYK'da görev değişikliği
- Sezer çizmişti, Gül listeye ekliyor
- Ağaç
- Atatürk Çiçeği...
- Bir Fransızın Trajikomik İntiharı
- Öğrenci ilk gördüğünü unutmuyor
- Başbuğ Paşa'nın gizli gece ziyareti
- Bilgisayar virüsü 25 yaşında!..
- Uçsuz bucaksız evrenin güzellikleri
- Cep telefonu kullanmak günah mı?
- Uyuyon mu:)
- Sivil anayasadaki hassas maddeler
- İDO kuralları hatırlattı
- İşte Beni Ağlatan Tek Klip
- Operadaki Hayalet Türkçe
- Sigarasız Toplum merkezi
- Ebru sanatı
- iste o klip Tan - Neler Neler
- Beşiktaşın Devler ligindeki rakiplerini tanıyalım
- Show TV ana haberin Sezer ayıbı
- Hayvan da olsa o bir anne FOTO
- Kendi İli'nin Belgeselini İzle
- Birbirini Anlamayan
- Ayrılığın İlanı
- FB ve BJK'nın muhtemel rakipleri
- Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'nde
- Kartal'dan Zürih'e 2 pençe...
- Üzümün kolonyasıda üretildi
- Turkcell'den uçakta konuşma imkanı
- Yeşil sahada yaşama veda edenler
- Danone'den kanserojen açıklaması
- İşte Çankayanın yeni kadrosu
- Hayat için gerekli bilgiler
- Büyüklükten İstifa Ediyorum..
- Siyah En Dürüsttür
- Fenerbahçe ile Beşiktaş turu geçerse, kasalarını da dolduracak
- Böyle Bir Aşk Resmi Var Mı?
- Köprü
- Ocak-1954 İstanbul Boğazının donmuş hali...
- Çankaya'da tam 7 yıl, 3 ay, 12 gün
- Ne Güzel Kız Dimi? :)
- Ve Meclis'teki tarihi oylama bugün
- TBMM'de bugün yapılacak tarihi oylamada en çok merak edilen soru; Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt ve kuvvet komutanlarının yemin törenine katılıp katılmayacağı.
- Asker, Gül'ün yeminini izleyecek mi
- Cep telefonu kullanıcılarına uyarı
- Beni Unutma..
- MHPden Gül'e güven mesajı geldi
- Türkler Cehenneme Girerse ?
- TAN Tan Gibi Albumuyle Bomba Gibi Geliyor!!
- Ş. Urfalı köylünün ilginç icadı / Video
- Komik Ses Kayıtları
- SternTR nin en seçkin Duvar Yazıları
- Atletin ölümden döndüğü an / Video
- Trafik Polisi
- Nobre ve Delgado'ya ceza yolda
- Yangın havuzunda 2 çocuk ölü bulundu
- 20 milyon kişiye parmak izi daveti
- SİGARA, ALKOL, MADDE KULLANIMI
- Formula 1'de kazanan Massa
|