
Karanlık bir mağara içinde elleri birbirine zincirlenmiş, boyunları geriye döndürülemeyecek şekilde sabitlenmiş, sırtları mağaranın ışık sızan kapısına dönük, arkalarında çok yüksek olmayan bir duvar bulunan bir grup insan, karşılarındaki duvara yansıyan gölgeleri varlık âleminin kendisi olarak düşünüyor. Böyle düşünmemelerini sağlayacak herhangi bir sebep de yok. Oysa onların gördükleri, arkalarındaki duvar üzerine sıralanmış çeşitli kalıpların yansımalarından ibaret. Bu insanların hakikati idrak etmeleri için başlarını geriye çevirip gün ışığındaki âleme bakmaları yeterli. Zincirlerinden kurtulup geriye bakmayı başarabilen ilk kişi, diğer insanlara karşılarındaki duvarda gördükleri yansımaların sanal olduğunu, gerçek dünyanın mağara dışında bulunduğunu haber verir. Ama elleri ve başları zincirli olanlar, bu hakikat habercisini yalanlarlar; çünkü onların dünyası ‘gölgelerin dünyası’dır. Asılların dünyası onların çok uzağındadır.
EFLÂTUN