| |||||||||||||||
| Anasayfa | Haber Ara | Anketler | Sitene Ekle | RSS Kaynağı | |||||||||||||||
Arama |
Çanakkale DestanıÇanakkale Savaşları vatanı kurtarmak için eline ne geçerse onunla cepheye kosan binlerce vatanseverin canı pahasına kazanıldı. Deniz aşırı sefere çıktığı için bütün kayıtları tutulan diğer ülkelerin aksine Çanakkale'de bir çok isimsiz şehit ve gazi vardır. Çanakkale Savaşlarına katılıp bedeninin bir kısmını veya canını burada bırakan ve bizlere bugünleri bağışlayan tüm şehit ve gazilerimiz bu madalyayı hakketmiştir. Bu madalya tüm isimsiz kahramanlar içindir."
1912′de Alman tezgâhlarında inşa edildi Nusret, 7 metreydi eni, boyu 40 metre, sürati 15 mil, dar boğazlardan balık gibi geçer, kırlangıç gibi süzülürdü, Balkan Savaşları’nda gemi batırmakla ünlü Binbaşı Hafız Nazmi komutan, Tophaneli Yüzbaşı Hakkı kaptandı, ayrıca beş subay, elli dört neferi vardı Nusret’in. Söndürdü ışıklarını Nusret, 8 Mart 1915 gecesi yağmur vardı, yıldız yoktu, zifiri karanlıkta şimşek çakmasa ne iyi olurdu, İngiliz devriyeleri denizi ışıkla taramasa, önceden döşenmiş dokuz sıra halinde 370 mayını topladı yerlerini değişti, 26 mayın ekledi, iki sıra her biri 80 kilo, ince çelik halatla usulca y*üz metre arayla yüzeyin beş metre altında suya. * Soğuması için koca karpuzu buz gibi pınara bırakırlar, suda bir fındıkkabuğu da yüzer ya, düşman devriyelerinin yanında öyleydi Nusret. Tam da düşman gemisinin projektörü karanlığı yırtıp vuracakken Nusret’e, Anadolu kıyılarından dev bir fener yakıldı, gözlerine perde indi, ışığa boğuldu düşman. Alman Yüzbaşı Serno ve Shneider, 18 Mart sabahı çıktılar keşif uçuşuna Bozcaada önlerinde 18 savaş, iki tamir, iki hastane, on mayın tarama, bir uçak gemisi, nakliye gemileri, destroyerler ve birkaç denizaltı sayıp döndüler rüzgar yaran demir kanatlarla ardı yüksek, sağrısı enli, terazi tabanlı, öküz bilekli, tırnağı sırlı, kulağı sivri, yelesi ipek, döşü kalkan, alnı meydan, atlarına binip karargaha kanatlanıp rapor sundular, alarm verildi, çalındı trampetler. Uysal mavi ırmak olup akardı, keyiflenince tatlı sakin göl gibi bakardı Boğaz kızınca dalga dalga köpürür, yutar, parçalardı, ana kucağında bebeğe dönerdi ılık rüzgar saçlarını okşarsa eğer. Sevmediğiniz biri, evinize girer, tüfeğini, bıçağını asmaya yer arar, arkadaşlarını çağırır dar eder ya dünyayı, kara bulut olup suya gölge edince mayın bulamayıp hadi gelin deyince savaş gemilerine düşman uçakları, yumurtadan yeni çıkan yavrularını gezdirir de onları gören köpek salyalı dişleriyle hırlar, yay gibi gerilir, ipek tüylü sarı şirin civcivleri yemek için atılır, tavuk da kabarır, gözleri ateş, tırnağı hançer, gagası kılıç olup ejderhaya döner, azgın köpek süt dökmüş kediye döner, kuyruğunu bacaklarına kıstırıp topukları yağlar ya, deniz öğle kabardı, uçaklar da öyle döndü gerisin geri. Savaş alanını iyi bilen İngiliz filosunun birinci tümeni saldırdı önce Queen Elizabeth, Lord Nelson, İnflexible önde Agemennon, soldan Prens George, sağdan Triump korumasında. Üç bin yıl önce de Truva’yı yağmalamaya gelmişti Agemennon, yengesi kaçırılmıştı; peki ya Türkler İngilizlerin geniş otlaklarında hayvan sürülerini mi yağmalamış, bereketli tarlalarında buğday başaklarını mı ezmiş, gölgeli dağlarında ulu pınarlarını mı kurutmuş, yüksek tavanlı evlerini mi yıkmış, ocağına incir mi dikmiş, beşikte bebeğini mi yetim bırakmış, oğullarını köle, gelinlik kızlarını cariye mi etmişti, milletin koynundan bayrağını almaya, gölgeli kaba ağacını kesmeye, davarını çalmaya, çiftini çubuğunu dağıtmaya, dirliğini bozmaya, düzenini yıkmaya, evlât acısı tattırmaya, yurtsuz yuvasız bırakıp al kanını kara toprağa akıtmaya gelmişlerdi; hani karga, tarlaya varmış tarla kendisinin sanmış, üstüne dokuz yorgan sermişler gene de uyuyamamış ya İstanbul’u düşleyen düşman da öyleydi. Queen Elizabeth, Hamidiye’yi; Agamemnon ve Inflexible Mecidiye’yi, Lord Nelson, Namazgâh Tabyası’nı dövdü. İkinci filo Amiral Guepratte komutasında Suffren, Bouvet, Goulois ve Charlemagne Fransız zırhlılarıyla saldırdı Mesudiye, Dardonos, Beyaztepe tabyalarına, sağıdanda Majestic, solunda Swiftsure vardı. Avcının önünden gider çalıları, patikaları, ayak izlerini, havayı koklar ya köpekler, mayın arama gemileri de öyle taradı denizi. Ardından üçüncü tümen girdi Boğaz’a, İrresistable, Albian, Vengeance, Ocean, Dublin gemileriyle soldan Canopus sağdan Cornwallis korumasında. Ark Royal uçak gemisinden havalanan altı İngiliz uçağı koca karınlı kara çelik gemilere ölüm kusacakları hedefleri gösterdi. Triumph ve Prince George Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını ateşledi, Weymout, Yenişehir’i dövdü. Queen Elizabeth adam boyunda 500 kiloluk toplarla şehrin döşünü dövdü, milletin katline ferman sarı fırtına koptu, bebeklerin yanan bedenlerine sarıldı ölmeden analar şehrin sinesine gömüldü. “Beşik bağımı iyi bağla sırtına, hadi tavan çökecek kaçır kardeşini” dedi, yanan tahtalar düşünce Meryem’in omzuna. “Elini, ayağını öpeyim, kurbanın olayım Azrail, korku düşürme yüreklerine yavrularımı meleklerle koru.” dedi, elleriyle eşti iki avuç mezar açtı saçlarının döküldüğü toprağa gözyaşlarını doldurdu, örttü üstünü, başucuna taş koydu. Leğendeki una su katar, hamuru avuçlarıyla evirip çevirir, yumruklarıyla yoğurur kaldırıp kaldırıp leyeğene vurur, mayalanan hamuru kızgın fırına sürerler ya kadınlar, *yeri parçalayan yakıp yıkan toplar, denizden göğe fışkıran sayısız sütunlar *uçan canavar homurtuları, dalga yaran motorlar, kan, barut, ateş, tazyikli boğuk duman, bombaların patlattığı volkanlara gömülen bedenler, yaralıların feryatları, yanan cesetler de öyleydi. Tepelerden gemilere mermi atmak daha kolaydı gemilerden tepelere atmaktan, çakı bibiydi gemiler, sağı solu zırhtı; ama limon kabuğu kıvamındaydı güverteler, yoğurt kovalarına tülbent bırakırlar, evin afacanları, çakıl taşlarını havada çember çizdirerek atar, tülbent, taşın ağırlığına dayanamaz yoğurda gömülür ya Türk bataryaları karşısında öyleydi
Yazdırılabilir Sayfa |
Word'e Aktar |
Tavsiye Et
| Yorum Yaz
|
|
|||||||||||||
|
Türkiyenin Sanal Sohbet Odaları 2007 @ StarTR Network Altyapı: MyDesign Haber Sistemi |
|||||||||||||||